Gülleri dalından kopardığın an yaprakları solar,
Dalında güzeldir, güller.
Kokuları da farklıdır; kimi reçel kokar, kimi karanfil, kimi papatya.
Doğanın en güzel parfümleridir.
Kısa ömürlü mevsimde kokulardır bellekte kalan.
Ya da bir kitabın yaprağında saklanan, kurumaya yüz tutmuş gül .
Göçmenlerin yoğun yaşadığı köylerde 40 çeşit çiçek toplanır, gül yaprağından, erguvana, yoncaya, papatya vb. Bu çiçekler çim tenekesinin içine dökülen suyun içinde saklanır, bir gece.
Güller solmadan uyanıldığı gün, çiçeklerle yıkanır yüzler.
Güzel günler, çiçekli günler olsun, tenler çiçek koksun diye.
Mevsimin tomurcuklarını gösterdiği, mavinin kokusunu yaydığı Mayıs.
İşçinin ve doğanın uyanışının bayramıdır..
O nedenle Mayıs'ta 'ölmek' zor!...
Hızır yetişemedi; Deniz'in, Hüseyin'in, Yusuf'un beyaz yüzünü çiçeklerle yıkamaya.
Yaşama karşı ayakta kalmak için; sabah ısırganla çocukların dövüldüğü mevsim.
40 çiçeğin buluştuğu 35 yıl önce (6 Mayıs 72' de ) Deniz, Yusuf, Hüseyin asıldı.
Çiçekli günler olsun, diye.
Çocuklar aç kalmasın, diye.
Barış ve sevgi adına.
Özgürlük adına.
Astılar Denizleri.
Çınar ağacı mıydı hapishanedeki ?
Deniz'leri yeni kuşak "Gülünün Solduğu Akşam" kitabıyla tanıdı.
Kitabın yazarı Öz, Denizlerin öldürüldüğü -asıldığı- 34 yıl önce 6 Mayıs'ta gözlerini yumdu!
Barışın -çiçeğin çocuklarının yazarı da gülünün solduğu akşam öldü!...
Deniz Gezmişler, özgür, bağımsız, adaletin olduğu bir Türkiye istiyorlardı. Devrimci yürekleri bunun için çarpıyordu.
1960'ın umut yılları.
Devrimci gençlerin sayısı arttıkça, baskıların arttığı yıllar!
Susturmanın yolu ise 12 Mart l971 askeri darbesi.
Onlarca kişi gülünün solduğu akşamdı, artık !...
Süleyman Demirel 'in Adalet Partisi'nin çoğunlukta olduğu Meclis tarafından 'Denizler'in asılmasının kanunlaştığı Mayıs .
Babam Salih Kayır 60 ihtilalinde adımı koymuştu; Vicdan.
71 İhtilalinde çocuktum.
Adalet Partili köyün solcu öğretmeni Salih Hoca'yı köylüler çok seviyordu, seviyor da..
İşte babam da o sakıncalı kişilerdendi.
Bir gece .Adalet Partili köylüler; evimizin aranacağını haberdar edip, kitapları yok etmesi için babamı uyardılar .
İşte hafızama 1971 darbesini kayıt eden o karanlık geceyi hiç unutmuyorum!...
Dokundurmaya kıyamadığı kitaplarını, köyün bakkalı Orhan Amca'nın skodasına taşıyanlar arasındaydım.
Babamın kucağında şoför malinde yerimi aldım.
Çok konuşan babam susuyordu.
Gece tütün karasıydı.
Köpeklerin sesi duyulmayacak kadar uzaklaşmıştık, köyden..
Bir tarlaya geldik..
Tüm kitaplar boşaltıldı.
Ve babam kibriti yakıp, kitaplarını tutuşturdu.
İşe babamın ilk kez ağladığını o an gördüm.
Hıçkırıklarını tutamıyordu.
Kül oluncaya kadar bekledik, uçuşan kara kağıtlar dağılmıştı gökyüzüne, toprağa her yere.
Artık onlar konuşmayan kitaplardı.
Yıl l990 .
Kızımın adı Deniz.
Arkadaşlarının çoğunun adı Deniz.
Odasında Deniz Gezmiş'in portresi asılı.
Gülünün Solduğu Akşam, yeni güller doğuyor.
Kitapların külleri gübre olarak dönüyor!...